Hızırbey

Hızırbey Haber Portalı

21:12, 30 Ağustos 2014 Cumartesi
İNSANIN ASLI
İNSANIN ASLI

İNSANIN ASLI

İnsan: bedensel ihtiyaçlar ve içgüdüler sahibi bir varlıktır.


İNSANIN ASLI

İnsan: bedensel ihtiyaçlar ve içgüdüler sahibi bir varlıktır. Bedensel ihtiyaçlar: Yemek, içmek, nefes almak, Defi hacet vb. ihtiyaçlardır. Bunların özelliği şudur: Bu ihtiyaçlar karşılanmaz ise insan ölür. Ayrıca bu ihtiyaçların uyarıcısı bedenin içinden gelir. İçgüdüler 3 çeşittir.

1-BEKA İÇGÜDÜSÜ: İnsanın varlığını sürdürmesi içgüdüseldir. Bu insanda mülkiyet düşüncesi oluşturur. Sonucu mal isteğidir.

2-NEVİ İÇGÜDÜSÜ: İnsanın karşı cinse ilgi duymasıdır. Bunun sonucu da şefkat ve şehvet isteği belirir.

3-TEDEYYÜN İÇGÜDÜSÜ: Dindarlık içgüdüsü demektir. Bir şey karşısında kendini aciz görme, o şeyi kudretli görmenin sonucu saygı, huşu ve tapınmadır.

Bu içgüdüler doyurulmazsa insan ölmez fakat huzursuz olur. Ayrıca bunların uyarılması içten değil dıştandır. Yani insanın dışındaki bir varlık uyarıcıdır. İnsanların bütün davranışları bu iki kavramı, yani bedensel ihtiyaçları ve içgüdülerini doyurmak için yaptığı çabadır. Bu olaylar insan hayatını ve yaşayışını belirler. Bu olay 3 guruptur.

1-İnsanın kendi nefsi ile arasındaki ilişkiler.

2-İnsanın diğer insanlarla olan davranışları.

3-İnsanın Allah’la (c.c) olan ilişkileri.

İnsanın problemi şudur: Bu ilişkileri nasıl düzene sokacaktır? Bu ilişkilerin hepsi hayatının bir parçasıdır. Bunların hiç birini yok sayamaz, azaltamaz, terk edemez. Önemli olan bunların gelişi güzel doymaları değil, belli bir disiplin altına alınmasıdır. İşte o zaman gerçek doyum sağlanır.

Bunun için insan ön plana Allah’la (c.c) olan ilişkisini alırsa doyuma ulaşır. İnsan aklı ile düşününce bulacaktır ki gerçek doyum Yaratanına teslim olmaktır. Tedeyyün içgüdüsü doyurulursa diğer içgüdüler ve bedensel ihtiyaçlar ikinci planda kalır. Bu sebeple bu teslimiyete İslam denmiş, teslim olana Müslüman denmiştir. Müslüman bir ana babadan doğmuş, başka bir ihtimal olmadığı için Müslüman olmuş, bir kişi ile kendisi için en iyisinin İslam olduğuna gerçekten inanarak teslim olan kişi arasında fark vardır. Bu fark Müslüman ve mümin arasındaki farktır.

Gerçek mümin hayatını Allah’ın (c.c) emir ve nehiyleri çerçevesine oturtmuş rehberi Rasulullah  (sav) olan bu çerçevede yaşayıp, yaşatmaya çalışandır. (TEDEYYÜN İç Güdüsü: Dindarlık içgüdüsü demektir.)

İnsanın bütün arzu ve isteklerinden el çekmesi caiz değildir ve mümkün olmaz. Cenabı Hak (c.c) insanı yarattıklarının hepsinden üstün kılmıştır. Allah’u Teâlâ katında mümin meleklerden şereflidir.

Sebebi de şudur: Meleklerde şehvetsiz akıl, hayvanlarda akılsız şehvet, insanlarda ise hem akıl hem şehvet vardır. Binaenaleyh kimin aklı şehvetine galip olursa, o meleklerden mükerremdir, (Yani: Şerefli) kimin de şehveti aklına galebe ederse, o yalnız meleklerden değil, hayvanlardan da aşağıdır.

O halde Şer-i Şerife uymak, Din’in hükümlerine bağlı kalmak saadet yolunun anahtarıdır. Gerçek mümin hacca deve ile giden hacı adayı gibidir. Ahiret yolunda araç olan bedenin bakımını yeteri kadar yapması gerekir. Devenin tımarını, bakımını çokça yapıp kafileden geri kalmadan yoluna devam etmelidir. Yüzünü ahirete çevirip oraya hazırlık yapmalıdır. Kısacık ömründe yüzünü dünyaya çevirip, dünyada kalacak mal, servet ve şehvet arzularının esiri olmadan, ebedi hayatı olan ahiret âlemine hazırlık yapması gerekir.

Allah (c.c) cümlemizi gerçek müminlerden eylesin. (Âmin)